Sunday, October 30, 2005

Nezaket ve cesaret ikilemi

Oh, do not ask, “What is it?”
Let us go and make our visit.
......
Do I dare
Disturb the universe?
.....
I have measured out my life with coffee spoons

(T.S. Elliot, The Love Song of J. Alfred Prufrock)

Siir, asik bir adamin kendi kendine mirildanmasidir. Adam hayatin anlamina yada anlamsizligina kafayi takmistir ama masuku dahil hicbir vatandasin boyle derin kaygilari yoktur.

Hayat bir TULUAT mi yoksa Sheksbir Amcanin 300 sene once yazdigi Hamlet midir yoksa Romeo ve Juliet midir, belli degildir.

Hal boyleyken
Kant-vari,
Sapere aude!( Dare to know!)
diyerek unlemli bagirip cagirmalar ve kendine mesihane veyahut aydinlanmaci misyonlar yerine
Elliot gibi
Do I dare
Disturb the universe?
diye soru isaretli bir kendinden suphe duymak daha erdemlidir.

Hani bir filme girersiniz ve orta yerinde film sizi bayar. Kimseye rahatsizlik vermeden sessizce koltuklarin arasindan sivisip arka kapidan cikip gitmeyi bilmek gerekir. Kahramanliklarin en zoru kimsenin farkina varamayacagi kahramanliklar oldugu gibi sabirlarin en zoru da hani bir kampta yada ogrenci yurdunda herkes misil misil uyurken senin ruyanin en guzel yerinde uyanir uykun kacar.. birileriyle gezmek tozmak, dertlesmek istersin... bir uyanik muhatap ararsin ama butun can sikintisina ragmen knedi basina yatakta doner durursun.. iste oyledir. Kendin guzel ruyalar goremiyorsan, tatli ruyalar ile odullendirilmis kullarin gozunu, dare to know! diyerek acmaya calisma. Kainatin bu derin ve sukunetli uykusunu bozma. Bozmak cesaret ise bozmamak nezaket ve sabirdir.

Aklin huzursuzlugu paylasilacak diye bir categorical imperative yoktur.

Saturday, October 29, 2005

Paparazzicilik insanoglunun kaninda var


Foto:Agustos 2005, Denizli, by Sir.

Insanoglu bir offsayt durum oldu mu hic kacirmaz.
Ya temasa ile olayin tadini cikarir yada durumdan istifade etmeye calisirlar, yas-bas onemli degil, icten gelen bir durtu.

Beni ofsaytta gorenler hemen kameralara sarilmis.
Sir amcasi yas farki ve fotografcilik tecrubesinden olsa gerek 2 yasindaki FE'den daha hizli davranmis. Arka fonda Sir'nin kardesi Ser temasaci rolunde. Basrolde bendeniz, onluk takmamakta inat eden Tosunovic'e ornek olmaya calisan idealist baba rolunde.

Friday, October 28, 2005

Erkegin olumu

Kendine bu sayfa icin Kaya Egikatis takan bir arkadastan:

iki sey cok `rikkatime` dokunuyor. ilkini bir defa
gordum: dilsiz bir cocugun oldukca erken vefat eden
babasinin naasi karsisinda aglamasi. hic ses yok.
kayalara carpip ses cikartmayan bir selale, meger ne
uzuntu verici bir goruntu imis. bu manzarayi
yasayinca yaklasik 1 yil once : ses insana aglamak
icin verilmis diyesim geldi.
ikincisini oldukca sik goruyorum okulda: bos ve buyuk
bir masada yavas yemek yiyen yanliz erkek.
hizli yiyen bende bir his olusturmuyor, yavas yiyenle
bir problemim var. ne uzucu bir manzaradir bu!
kadina yakisiyor yanliz ama aheste yemek yemek.
necmettin erbakanin esi olunce tekrar aklima geldi
bunlar. oldum olasi fikirlerine uzak durdum hocanin.
surekli insanlari ayirt eden, bloklara hapseden
duvarci ustasi gibi gorundu gozume. simdi hayat
arkadasi oldu. yasli hali ile buyuk bir masada yavas
yavas yemek yemek zorunda kalacak olmasi uzucu.
erkek mumkunse erken olmeli diyorum ben, mumkunse ...

Thursday, October 27, 2005

Hepimiz insaniz, bunu boyle bilelim

Hic sogumayan temcit pilavi..
Gecenlerde Almanyada bir Turk delikanlisi okuldaki yada medyadaki Ermeni soykirimi tartismalarindan icine bir suphe dusmus olacak ki beni de bilir kisi mertebesine yukseltip sordu:
-Abi ermeni soykirimi falan diyorlar. Sence nasil? Abi turkler boyle bisi yapmaz dimi? Hani savasta yada nefsi mudafaa OK, ama oyle savunmasiz kadina, coluga, cocuga ilismek turkun adeti degildir ve yakismaz!.
Ben de:
-Tabii, dedim, turk yapmaz; cocugun zihnini bulandirmak istemiyordum.

Boylece konuyu gecistirirken aklima belgesellerde izledigim o zamanki gorgu taniklarinin anlattilari gecti gozumun onunden. Tehcir sirasinda Firat nehrini kayiklarla gecerken genc kizlarin namuslarina halel geldigi icin topluca kendilerini nehre birakip intihar etmeleri... Genc bir kiz cocugunun olduren bir grup ile birlikte olu sanilip digerleriyle bir cukura doldurulduktan sonra, karinlarinda yola cikarken yutmus olabilecekleri altini yarip cikarmak icin gelip cesinen adamlar tarafindan hayatinin kurtulmasi.. yaa turk yapmaz iste.

Yeni bir kitap cikmis: The murderer next door, D. M. Buss, bir psikolog.
Kitabin anafikri, insan-disi yaratik olarak gordugumuz canilerin, seri katillerin ve sapiklarin psikolojilerinin sade ve uysal vatandasinkinden cok farkli olmadigi. Yani saglikli bir ruh ile sapik bir ruhu bir birinden ayiran cok kucuk degisikler, ince bir perde ve her saglikli insan ortam hazirlandiginda bir de bakmissiniz ki en meshur sapik olmus olabilir.

Ayni anafikirde bir de Almanyada kitap cikmis. Naziler uzerine. O en buyuk insanlik sucunu isleyen caniler aslinda ozel hayatlarinda cok sevecen ve temiz aile cocugu ve ahlaki degerlere saygili imis. Hatta kendi icersinde yeni savunma mekanizmalari uretiyor yaptigi katliamlardan kendini uzak tutuyor ve isine duygularini karistirmayan bir profesyonel gibi yapiyor imis.

Insanoglu hem iyiyi hem de kotuyu icinde barindiriyor. Bir olay karsisinda insan iyi mi davrancak kotu mu, bilmesi zor. adeta, masanin uzerinde dik sekilde dondurulen para gibi. Yazi mi tura mi seklinde dusmesi, acisina, hizina, masanin yuzeyindeki minnacik girinti-cikintilara, en hafif hava esintilerine bagli. Bana tura cikti her zamanki gibi, sen insan degilsin sana hep yazi cikar, yada necip turk milletine hep tura cikmis dememeli. Hic bir millet yok ki eli kanli olmasin.
Milliyetci kuruntular ile avunup, tarihe at gozlukleri ile bakmak yada insanin kendisine irsi, irki, nesebi bir takim fantazi katma-degerler icat edip sevinmesi bence insanin en basta kendine zarar verir.

Zarar verir, dedim de, her zaman zarar verip vermeyeceginden emin degilim aslinda. Kendinde bir gurur ve ozguven uyandirip gayet mutlu bir sekilde de yasayabilir. Ama ben boyle basit bir mutluluk istemiyorum. Mutsuz insan olmak, duzenli sulanan bir saksi ciceginden, bugday ambarina dusmus tavuktan yada damizlik bir bogadan daha ustun olmaz o zaman. Saglikli insan mi daha ustun yoksa sizofren yada alzheimer hastasi daha iyi o kadar derinini daha bilmiyorum.

PS: Bu yazida tarihsel birkac olaya deginilmis ama yazinin amaci tarihsel bir konu tartismak yada tarihsel bir tez iddia etmek degildir.

Wednesday, October 26, 2005

Orhan Pamuk hakkinda yeni suc duyurusu.

Haber: Hukukçular Birligi Dernegi Yönetim Kurulu üyesi Kemal Kerinçsiz, yazar Orhan Pamuk'un Die Welt Gazetesi'nde yayýnlanan beyanlarinda Türk askerini asagiladigi iddiasiyla suç duyurusunda bulundu.
"AKP'yi Türk
demokrasisi için tehdit olarak görmüyorum. Maalesef
tehdit daha çok bazen demokratik gelismeyi engelleyen
ordu" seklinde beyanda bulunduðu belirtildi.


Benim anlamadigim bir sey var.
5 senedir reform yapa yapa gobegimiz catladi, meclis sabahlara kadar calisti. Avrupa, su eksik bu eksik dedikce, yeter be kardesim canimizi mi alacaksin dedik.

Ama hala agzini actiginda dikkatli olman gerekiyor. "Türklüðü, Cumhuriyeti, devletin kurum ve organlarýný aþaðýlama" diye muglak bir ifade koymuslar TCKya. Adam "ordu demokratiklesmeyi engelliyor" demis suc islemis . Gecenlerde de bir ermeni gazeteci hakkinda dava acilmisti turkluge hakaret sucundan.

Asagidaki soyleyeceklerim hep suc sayilabilir:

Bizden adam olmaz.

Bu cumhuriyet antidemokratik ve geri kalmis.

Ordu PKKyi bitiremedi soyle erkek bi adam gibi ama laf bol.

Bu devlet su islerinin yaptigi kanallar hep altina kaciriyor.

Bu saglik ocaginin duvari yamuk.

Ortada ne mutlu turkum diyene diyecek bir sebep goremiyorum.

Devlet demir yollarinin trenleri cok yavas.

Turkler viyana onlerinde en az 10bin adam katletti.

Sen hukumet konaginin ne bicim kapicisisin? Isini dogru yapsana.

Neyse bu kadar suc bana muebbet icin yeter.

Orhan Pamuk hakkinda devam edecegiz.

Hadi bismillah!

Herkesin bir blogu var benim de olsun dedim.
Iyi de ne yazip cizeceksin?! Vakit nerden bulacaksin?!
Iste bu iki soruya olumlu yanitlar vemek zor oldugu icin olsa gerek aylar once actigim blog sayfasina hic birseycikler yazmadigim gibi sayfanin adini bile unuttum.

Peki bu husranli baslangictan sonra niye tekrar basladim?
Uc-bes kisiden olusan bir email grubunda arasira mesajlasiyoruz.
Aklimiza takilan, zihnimizi kurcalayan her konu hakkinda. Bazen hararetli tartismalar da yasaniyor. Ben de tabii bos durmuyor, dayanamayarak genelde fikrimi beyan ediyorum.

Dedim ki kendi kendime: en azindan bu email grubunda yazdiklarimi yayinlasam, ben de uzuun zamandir hayalini kurup, herkesin var benim niye yok, ben de isterem, dedigim bir blog sayfasina, hem de bir kac satir da olsa bos olmayan, nail olmus olurum diye dusundum.

Hadi bakalim devami gelecek mi?
free website stats program